Ayın onbeşi… Ondördünden yada onaltısından ne farkı var? Tabi ki ayın ortası ama bu bence fark sayılmaz, açıkçası pek farkta kalmadı. Birkaç aydır alıştığım onbeşlerden farklı bir onbeşteyim bugün. Kulağımda “bitti” sesleri… Neden kendimi kandırıyorum ki? Pişman mı olacak? Olsa da söyleyecek mi? Tabi ki hayır… Bu şehir alışkın beni böyle görmeye, en azından yerimi yadırgamıyorum. Kimine göre bir rüyaydı herşey, bitti bir gülümsemeyle uyandık. Bana göre şu an kabus… “Zaman insanı değil armudu olgunlaştırır” teorimi kendim çürütüyorum galliba. Yada armudum haberim yok… Tamam pes, tamam kabul… Yenilgiyi kabulleniyorum. Hala bir mantık bulamasamda, anlayamasamda… Artık hazmediyorum.
Bunları neden yazıyorum? Amacım üzmek değil. Ayrıca kimseden hiçbir destek, hiçbir yorum beklemiyorum… “Sana kızmı yok oğlum?” yada “seni hak etmiyor” vs gibi cümlelerden de sıkıldım artık. İçi boş, geçiştirme cümleleri. Buraya yazıyorum çünkü içimdekileri anlattığımda klasik sözler duymuyorum, gerçi söz de duymuyorum ki işte bunun için… Böylesi daha iyi sanki. Ne siz beni, kendinizi kandırın, nede ben kendimi…
Popularity: 3%

04 Temmuz 2010

